Kategoriler
Adventures Collaborations

Kürator Damat

Bu kez buradan çok eğlenceli bir serüven paylaşacağım. Konumuz düğün. Tatlı arkadaşım Mehmet Şükun’un düğünü. Mehmet zaten ilkleri yapmaya kararlıymış, denenmemişi yapmanın vizyonu var onda. Türkiye’nin en güzel otellerinden Maxx Royal, ilk kez Mehmet ve Dila’nın düğününe ev sahipliği yaptı.

Bu düğün elimin değdiği ikinci düğün oldu. İlki Azerbaycan’da Fairmont Hotel’de olan kardeşimin düğünüydü. Azerice düğün ‘toy’ demek. Bir ‘shot gun’ toy olduğundan çok kısa zamanim vardi. Mevcut işlerimden tatlı ve çiçeklileri kullandım.

Duvarlara çiçekli rölyeflerim ve üç boyutlu tatlı tablolarım asıldı.

kurator damat

Salonu ‘cupcake’ heykellerimle donattık. Yemek masalarina ise misafirler icin hediye mini kek heykelciklerim yerleştirilmişti.

kurator damat
kurator damat
kurator damat

Düğün pastası da konsepte uygun ‘cupcake’ heykelleri gibiydi. Kremasını İstanbul’da Nişantaşı’nın klasik pastanesi Polen’e yaptırdım. Turuncu rengini bal kabağından üretitim, tadı da yanında ‘bonbon’ oldu… Balkabak ve çikolata çok yakıştırdığım bir ikili. Öyle karar verilmiş, üzerine düşünülmüş bir uyum değil bu… Tam bu yazıyı derlerken farkettiğim bir uyum. Sevdiğim şeylerle hayatın akışına kapılmakla elde ettiğim harmoniyi paylaşıyorum burada.

kurator damat
kurator damat

Soyadımızı temsil eden ‘Yıldız Cupcake’ keklerin arasında yerini aldı. İmitasyon düğün pastalarının küçük bir kısmı gerçektir ya, bizde tam tersi olmuş tesadüfen 🙂

kurator damat

Damat kardeş İngiliz misafirine ‘Dream Love’ı anlatırken…

Gelelim İstanbula… Maslak’da stüdyoma yürürken ofisi yakında olan Mehmet ile karşılaştım. ‘Dilayla evleniyoruz düğüne bir şeyler yapalım!’

Kısa bir zaman içinde stüdyomda buluştuk. Mehmet önce rahatsız olduğu klasiklerden bahsetti:

M: Bütün düğünlerde olur ya dans pistine gelin damadın baş harfleri yazılır. Nolur ona bir şey düşün Sevincy…

S: Hmm

‘Dance Floor’ adı üstünde ne güzel bir platform sanat yapmak için! Yaşamın muhteşem hediyesi sevdiklerinle dans etmek…. Dünyanın her bir yanında müziğin en güncel halini sevdiklerinle tükettiğin anlar paha biçilemez. Ben çok aldım bu hediyeyi, umarım hayat aynı cömertlikle devam eder bunu bana vermeye.

Maxx Royal’deki eğlencemizin büyük bir parçası kalıcı olmalıydı ve karar verildi: Dans pisti resim olacaktı…

maxx royal

Dev resim için boyalar hazırlaniken Dila ve Memo son provalarini yaptılar. Benim penceremden bakıldığında boyayacağım yüzeye ayak izlerini bırakıyorlardı 🙂

Sevincy sanat çalışması

Sonrasında bu resim farklı ebatlarda parçalara ayrılıp yeni hallere bürüneceğininden her parçayı farklı kılacak bir soyutlama yaptım.

Sevincy sanat çalışması

Ve DANCE FLOOR hazır.

maxx royal

Projeksiyonda göstermek için VR stüdyomdan kromozom çizimlerimden oluşabilecek bir video önerdim. Yaklaşık 50 kromozom çizimimin video ve fotoğraflarından iki buçuk saatlik bir video hazırladım.

dugun

Dila ve Memo Michael Jackson – The Way You Make Me Feel ile piste çıktılar.

kurator damat dugun

Masamız da çok eğlenceliydi. Damat her masaya bir ‘quote’ yazmış. Bizimki “The way to get started is to quit taking and begin doing.” Bir yıl sonra bunu kullanacaktım, iki harfi atıp 🙂

kurator damat dugun

Düğün süresince dans pisti resmi, asla tekrarı olmayacak milyon şekle girdi.

kurator damat dugun

Bir ara resme temas etmek istedim… Banu’ya bakıp:

S: Ne güzel yapmışım ya, yatalım mı üstüne?

B: Yatalım mı?

S: Yatalım mı?

B: Hadi!

kurator damat dugun

Ve yattık 🙂

kurator damat dugun

Bir sonraki akşam kumsalda yapılacak party için bir emojimi ‘Center Piece’ yapalım dedik.

center piece heykeli

İki yüzlü emojimin bir yüzü sahneyi diğeri denizi izledi. Küratör Damat, eserimin hakkını hem romantik hem çağdaş hem de fütüristik bir ışıklandırmayla verdi. Bayıldım!

kurator damat dugun

Damat Küratörümle verdiğimiz bir diğer sürpriz de kalıcı olacaktı. Seçkideki diğer işlerim gibi bunlar da ‘recycled art’ serilerimle paralel fonksiyonel parçalar olarak 40 şanslı kişiye gidecekti. Davetli sayısına göre rakamın bu şekilde minimal olması onları değerli yaptı. Bu parçalar “Bonbon” koleksiyonumdan sapkalar. Kısaca çıkış noktasını belirtmek isterim:

Stüdyoda önlük, tulum veya paçavra yerine iyi hissetmeme yardımcı olacak sevdiğim kıyafetlerimi giyerim ve neredeyse hepsi boyanır. Böylece tüketilip atılacak bir şey yerine, biraz renklenmiş ve anlam kazanmış olarak var olmaya devam ederler. Bu akışımın parçası olan giyilebilir şeyler ben ve çevremin ilgisini çekince onları fotoğraflamaya başladım. Amerika’ya taşındığımda VR’ım yoktu, Canon 6D sınırları içinde üretiyordum ve bir fotoğraf kitabı üretmeyi amaçladım.

Los Angeles’da bir çok parçayı ‘homeless’ lara verdim poz karşılığında. Hem onlara çok yakıştı hem de parlak renklerle karanlık görüntülerine kontrast oldu. Ancak pahalı gözlükler karşılığında bile poz cimriliğiyle karşılaştım. Amaç ne olursa olsun ‘Homeless Hunt’ zor bir mücadele. Asıl düşündürmek istediğim şey, momentumu yaratan dualitenin bu bölgeye has boyutuydu. Dünyanın en güzel evlerinin olduğu yer aynı zamanda dünyanın en çok evsizin olduğu yer California… Şu anda kitabım için yaklaşık 250 fotoğrafım var, bir o kadar daha üretmeyi amaçlıyorum.

bonbon sapka koleksiyon
bonbon sapka koleksiyon

Ancak düğün sürprizi olarak bu şapkaları hazırlamaya pek vaktim de yoktu. Akışa bıraktım, yani son güne… Aslında, aynı güne:)

Düğün sonrası ‘hangover’ iken ancak doğanın içinde bir jaquzzi’de, masajların en güzeli ‘hydro-massage’ ile, renkleri terapi olarak gören sevgi dolu bir arkadaş da varsa eğer, 40 şapkaya seve seve resim yaparım 🙂

sevincy

Merve ile şapkaları köpükler içinde boyadık. Onun boyamasını izleyip müdahale ediyordum ister istemez… “Akıştayım karışma” diye yanıtlıyordu. Bu cevap bu ana kadar bir çok kez geldi aklıma…

Party başladıktan sonra da ‘DJ booth’un önündeki halıyla kaplı masaya koyduk hepsini. Masamıza gelenler bir şapka seçti, hangimize ait olduğu seçimin sürprizi oldu. Ve biz de o anda Sevincy veya Merve Tüfekçi olarak eserlerimizi imzaladık.Çok da yakıştı arkadaslarımıza….

İki yıl evvel, BOY – BOY şapkalara Nutella görünümündeki boyamla BON BON yaptığım koleksiyonum en özel ikilisi Dila-Memo’ya hediyem oldu.

sevincy

Bu buket düğünlerde yakaladıklarımın üçüncüsü… Ama benim hakkım değil, çünkü o bir basket topu değil! Hemen önümdeki kızın kucağına düşer düşmez ben kaptım. Basketbol zamanımdan gelen bir refleks ile…:) Buketi kendi tasarladığım saksıya biraz ekleme yaparak gerçek sahibine yolladim, ama bir yıl sonra… 🙂

Aradan 11 ay geçti ve İstanbul’a gelen dans pistimizi Mehmet’in ofisine transfer ettik. Büyük parça ayırıp toplantı masası için yaptırdığımız bir platformun üstünü kapladık.

sevincy

Bu arada, en son düğünde ürettiğim şapkalardan sonra, tam bu aralar yeni bir koleksiyon daha hazırlamıştım. Yaklaşık bir yıl boyunca aklıma gelen formları yeni şapkalara döktüm. Yardıma gelen arkadaşlarım da modellik yaptı.

Meğer Küratör Damadımız harika bir fotoğrafçıymış… Bu da baş yapıtı:

kurator damat

Malüm sigara izmarit izleri, transfer sürecindeki kazalardan kaynaklı yaraları kapatmak için yeni dokunuşlar gerekti… Yüzeye “The way to get started is to quit takin and begin doin.” yazdım.Platformun duvarına da 4 metre uzunluğunda bir resim düşündük. Ve küratör noktayı koydu: FLOW

sevincy

Buradaki her detay mantığımız değil kalbimizle hayata geldi. Aynen bu resim (live photo’dan oluşturuldu) gibi provasız. Hiç düşünmeden, birbirimize güvenerek, açık ve şeffaf olarak. 

Hayatta sevgi sonsuz. Bol bol tatmak dileğiyle…

Kategoriler
Adventures

GERİ DÖNÜŞÜM HAYATLARI

Amerika’da katıldığım bir düğünde önemli bir tıp insanıyla tanıştım. Çok farklı hayatlardan insanlar birbirlerine ilginç gelince ortaya yararlı besinler çıkma olasılığı büyüyor. Ya da aslında bu besinlerin hayata doğmaya niyeti var ve en doğru kişileri bir araya getirerek var ediyorlar kendilerini.

Sonraki görüşmelerimizde gerçek zenginliğin ne olduğunu daha iyi anlamamı sağlayacak olan bey organ nakli yaparak hayatını sürdürüyordu. Cesur kimyamı hemen çözdü, beni operasyonlarından birini izlemeye davet etti ve bana bir görev yükledi: “Bu ameliyatı izle ve ülkene gidip yapacagin sanatla orada organ bağışının önemini gündeme getir.”

Beyefendinin merak uyandıran ürkütücü teklifi, geri dönüşüm serilerim için çok değerli bir malzemeydi. Bu cömertliğini takdir ettim, hayattan aldığım en büyük değerdi bu. Ölmek üzere olan herhangi bir şeyden başka bir şey var etmenin insansı hali: Organ nakli…

Verdiği görevi kendi kendimi şaşırtacak kadar iyi yapmaya çalışacaktım ancak bu gündem meselesi beni sıktı biraz. Sanatın gündeme oturmayacak kadar refah seviyesi düşük olan ülkede güçlü insanlar iyi bir şeyler yapmak için yarışmak yerine maddiyat için at gibi yarışıyor. Sanat ortamları yaygın olarak birbirine hava yapma amaçlı ve ilişki yapılandırma stratejileri için belirlenen lokasyonlarda stil, kimlik veya sapkınlık arayışındakilerin hedef atmosferleri… Son derece yapay. Geldiğim yerde durumlar böyle olduğundan beyni ölen ancak kalbi yaşayan insanla olan randevuya elbette -her zamanki gibi- kendim için gidecektim.

Amerika’nın organ bağışı için şeffaf-güvenilir gibi görünen bir sistemi var. Organa ihtiyacınız olduğunda organını bağışlamış kişilerin ölümünü bekliyorsunuz. Bağlı olduğunuz eyaletten bekleme listesine giriyorsunuz. Ancak sira geldigi takdirde sekiz saat içinde o eyalete seyahat edebilecek kadar varlıklıysanız -kendi uçağınız varsa- başka eyaletten de sıraya girip Steve Jobs gibi yaşam şansınızı yükseltebilirsiniz:

“2009 Şubatı’nın sonuna gelindiğinde Steve Jobs, Tennessee listesine adını yazdırmıştı (California listesinde de vardı) ve kaygılı bekleyiş başlamıştı. Mart’ın ilk haftasında sağlığı hızla kötüleşti. Minimum yirmi bir gün daha beklemek gerekeceği tahmin ediliyordu. “Korkunçtu,” diye anımsıyordu Powell. “Steve o kadar dayanamayacak gibi görünüyordu.” Çektikleri eziyet günbegün artıyordu. Jobs Mart ortasında listede üçüncü, sonra ikinci ve nihayet birinci sıraya çıktı. Ancak sonra günler geçti. Yaklaşan Saint Patrick Günü’nün ve Mart Çılgınlığı’nın (Memphis 2009 turnuvasındaydı ve bölgede maçlar yapılacaktı) bir donör çıkması ihtimalini arttıracağı berbat olsa da bilinen bir gerçekti (çünkü içkili araba kullanıp kaza yapanların sayısı illa Sahiden de, 21 Mart 2009’da, yirmilerinin ortasındaki bir genç hafta sonunda araba kazasında öldü ve organları bağışlandı. Jobs’la karısı uçakla Memphis’e gittiler.”

Alıntı: Walter Isaacson. “Steve Jobs”.

Steve Jobs’in bu operasyonundan sonra, ​Apple​, o zamana kadar ki en parlak dönemini yaşadı ve hayatımızda ​IPod Nano, iPad v​ e ​iCloud​ girdi.

Bir sabah Pasific kıyısında kaykay yaparken beklediğim telefon geldi. Birkaç saat sonra şehir dışında yapılacak olan nakil ameliyatına davet edildim. Heyecanı yüksek telefon görüşmem sert bir düşüşle sonlandı. Hayatımda ilk kez kaykaydan düştüm, sert betona tam belimin üstüne. Etraftaki müdahalelerle şoku atlattıktan sonra tekrar gelen aramada et yiyip yemediğim soruldu. Meğer yolculuktaki yemekte ​brisket​ varmış. Düşüşten doğan acı bu serüveni ertelememi gerektiriyordu ancak gideceğim yer hastane olduğundan içim rahattı.

Helikopterle 2 saatlik uçuşla hastaneye vardık. Hayatının son cömertliğini yapacak olan beyin ölümü gerçekleşmiş 85 yaşında beyefendinin her bir organı için farklı şehirlerden cerrahlar gelmişti. Biz karaciğer için oradaydık. Cildinden el ayak tırnaklarına kadar çok güzel ve yaşına göre çok sağlıklı görünen bir bedendi. Gövdesi açılıp organlar açığa çıktığında gördüğüm dokuların renkleri canlı, yüzeyleri parlakdı. İnsan olarak sahip olduğumuz en büyük zenginlik, tek mücevherlerimizmiş onlar ve çok özenle korunmayı hak ediyorlarmış. Bu bey onları başkasına verecek kadar iyi bakmış 85 yıl boyunca. Takdire şayan.

Akciğerinde çok ince siyah damarlar gördüm ve hocaya sordum. Şehrin kirli havasından olduğunu söyledi. Akabinde akciğerin değerleri düşük çıktı -meğer her gün bir paket sigara içiyormuş- ve ne yazık ki akciğer için farklı bir eyaletten gelen ekip eli boş geri döndü. Bizim bakmaya geldigimiz karaciğer iyi çıktı ve sıradaki kişiye hayat verecek değeri alıp geri uçtuk.

geri donusum hayatlari

Bir dahaki randevu yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Bu kez operasyonu kameramla kaydedebilecektim. Bu seyahatler en havalı araçlarla yapılıyor, insan geri dönüşüm işini yapanlara elbette en üst düzeyde konfor sağlanıyor.

Bu kez Amerika’nın ortalarında bir eyalete uçtuk. Alkollü araç kullanıp kaza yapmış 35 yaşında bir genç yatıyordu masada. Yaşına göre çok yaşlı gözüken, saçları gitmiş, şişmanca bir beden; sanki zaten ölmek istemiş hayatında. İçi açıldığında organlara ulaşma yolu yağlardan dolayı baya uzun sürdü.

Soluk sarı renk yağlarla sarmalanmış ve formu kaymış organları olan bu genç, bir önceki 85 yıllık bedene kıyasla çok vahim gözüküyordu. Bu deneyimden sonra, insanlardaki fazla yağ bana korkunç gelmeye başladı. Her fazla kilolu insan gördüğümde, sanki onun renkli röntgenini görüyordum ve o insan için üzülüyordum. Artık üzülmüyorum. Belki de onu böyle yaşamaya iten güçlü nedenler var, belki de bu dünyaya hiç birşey olarak geldiğini düşünmüştü ve kendisine hiç özen göstermedi.

Cerrahın yönlendirmesiyle sürecin önemli aşamalarının videosunu çektim. Organlar çıkarılana kadar süren kalp atışının sonuncusunu müsade isteyerek kaydettim. Kalbin son atışı; bu deneyimdeki en değerli şeydi benim için. Organı bekleyen için de organdı elbette, kalbin son atışı en önemsizdi çünkü zaten sondu.

Uzun süre kayıtları izleyemedim. Hani kötü his yaşatan olayı hatırlatacak şeyleri yok saymak gibi hatırlamak bile istemezsiniz ya… Olayın kendisini görüp kaydını izlemeye çekinmek neymiş cesaretimi toplayıp izleyince anladım. Üşüdüm… Bir eserin vermesi gereken duygu yoğunluğu o ana kadarki gördüklerimin en güçlüsüydü… Böyle oluyordu demek… Kalp milyon kez atarken zorlanmaya başlıyor, yavaşlıyor ve sonunda sonuncu geliyor.

Bu deneyimlerin üretimilerimde ne şekilde ifade haline gelebileceğini çok düşündüm. Tam o dönem Türkiye’ye döndüğümde -sabırsızlığımdan- bir karma sergiye bu video ile başvurdum. İçine girilebilen bir küp odanın içinde telefon ekranından videonun hızlandırılmış versiyonu tekrar edecek ve kendisine şizofreni teşhisli arkadaşımın ben başvuru dosyasını hazırlarken yazdığı şiir eşlik edecekti. Şiir, sunum veya videodan mı anlamamıştım enstalasyon başvurusu kabul görmedi. İyiki de kabul etmemişler yoksa ziyan olacaktı.

Sanatın dünyanın en büyük soygunculuğu olduğuna dair bir düşünce var. Ben de kısmen katılıyorum. Çünkü kandırmak çok kolay. Miami Perez Müzesinde dev bir enstalasyon ile etkileşim halindeyken yere bıraktığım çantamın bir ziyaretçi tarafından eser zannedilip fotoğraflanması gibi…

geri donusum hayatlari
geri donusum hayatlari

Adı müze, sanat galerisi ya da sanat fuarı olan yapıların içindekilerin sanat olmayabileceği gibi. Bu düşündüğüm küp de sanat olmayacaktı, hayat beni korudu. Eser üretirken kullandığım PU ile, örneğin çikolatayı nasıl kahve ve tonlarıyla ifade ettiysem; sarı tonlarıyla da insan vücudu yağlarını bire bir görünümde yorumlayabilirim. Çünkü yüzeyleri aynı görünümde. Bu sanat bana yetmediği için yapmadım. Sanatın etkisi bundan daha da büyük olabilir. (Aslında obezite oldukça büyük bir sorun)

Dünyada organ naklinin en şeffaf ve adil işleyecek sistemin ​Blockchain​ teknolojisiyle mümkün olabileceğini düşündüğüm an bu yazıya başladım. Üzerinde yıllar harcanmış el emeği büyülü bir eser adı üstünde el işi. Yaratıcılıkta ise fikir patron… Artık bu patrona sürekli kek yapmaktan, ellerimle hizmet etmekten sıkıldım. Fikirleri digital malzemelerle ifadeye çevirmek, yazmak daha meditatif ve tamamlayıcı gelmeye başladı. Zamanı daha kaliteli kullanmak gibi. Sürekli yeni bir şey çıkıyor, durmayan bir heyecan… Alternatif gerçekliklere şimdi de ‘extended reality’ eklendi…

Sonuç olarak sağlık bir an önce ‘blockchain’e bağlanmalı… Çünkü beyin nakli yapılmaya başlanırsa işler karışabilir. Ben tüm mücevherlerimi geri dönüşüme veririm ama beynimin çöpe gitmesi yerine geri dönüştürmesini düşünmek ilham verici. Beyin naklinin gerçekleşmesi yeni bir alternatif ölümsüzleşme denemesi olmaz mıydı?

Üç yıl evvel yaşadığım sıra dışı deneyim bu yazıda hayat buldu. Sanatın en saf hali fikir, umarım, duygusuzca ifade edişimle bu saflığı kirletmemişimdir.

Sağlığınıza…