Kategoriler
Collaborations

Ahde Vefa

Bu yazımda, yakın zamanda sonsuzluğa uğurladığım arkadaşım Şener Ünal’dan ve onunla birlikte geliştirdiğim, çağımızın güzellik, estetik, sevgi ve arzu kavramlarını, yeni teknolojilerle ifade edeceğimiz ‘Synthetic Women’ adlı sanat filmi projemden bahsedeceğim.

Yalnızca bana değil, bir çok kişiye ‘mentor’ olmuş bu değerli insan sayesinde oluşan ‘Sentetik Kadınlar’, onun zamansız yolculuğu sebebiyle zihnimde dondu. Hayatımdan bir anda yok olan arkadaşımın yokluğuna alışmaya çalışırken, ondan aldığım ilhama hayat vermek için motive olmak istedim. Motivasyonun bir parçası bu yazım.

Onun benim için neden çok değerli olduğuna bir alıntıyla başlamak isterim.

“Özel yaşamlarımızda, sevgi ölçüsünde bereketli başka bir duygu yoktur. Kişinin sevgisinden pek çok şey doğar; arzu, düşünce, istem, eylem. Bununla birlikte, bir tohumdan çıkan ürünler gibi, sevgiden doğan bu şeylerin hepsi sevgi değillerdir ama onun varlığını ön görürler. Elbette sevdiğimiz şeyi şu ya da bu şekilde isteriz; öte yandan sevmediğimiz pek çok şeyi, bizi duygusal bakımdan hiç ilgilendirmeyen şeyleri de isteriz. İyi bir şarabı arzulamak onu sevmek anlamına gelmez. Bir şeyi arzu etmek, kuşkusuz o şeye sahip olmaya doğru ilerlemek demektir. Bu nedenle arzu, doyurulur doyurulmaz söner, doyumla birlikte sona erer. Oysa sevgi sonsuza dek doyumsuz kalır.

Arzunun edilgen bir özelliği vardır; bir şeyi arzu ettiğimde, aslında arzu ettiğim şey o nesnenin bana gelmesidir. Yerçekiminin merkezi olarak ben, her şeyin benim önüme düşmesini beklerim. Sevgi arzunun tam tersidir, çünkü baştan sona etkinliktir. Sevgide, nesnenin bana gelmesi yerine, ben nesneye giderim ve onun bir parçası olurum. Belki de doğanın insana, kendisinin dışına çıkıp başka bir nesneye yönelme olanağı tanıdığı en yüce etkinliktir sevgi. O bana doğru gelmez, ben ona doğru çekilirim. Sevgi, nesnesi için ne yapar? Yakında ya da uzakta olsun, eş ya da çocuk olsun, sanat ya da bilim olsun, vatan ya da Tanrı olsun, kendisini sevgilinin yararına ortaya koyar. Arzu, arzulamanın tadını çıkarır; ondan doyum sağlar, ama ona hiçbir şey vermez, hiçbir şey katmaz; verecek hiçbir şeyi yoktur.”

Sevgi Üstüne – Jose Ortega y GASSET

O beni sevdiği için çok değerliydi. Dünyanın neresine gidersek gidelim, kafamız aynı yerden çıkamayabilir, o benle çok uzak kafa tatillerine gelebiliyordu. 63 yaşında olmasına rağmen tanıdığım en genç, hayatı en çok seven insandı. Her sabah ‘acaba bugün dünyada ne olacak’ diye merakla uyandığını söylerdi. Sanatta taklitçilikten nefret eder, sanatçı kabul edilmişlerin kimlerden kopyalar çektiğini hiç üşenmeden açardı ekranından gösterirdi sinirlenerek.

Daha ikinci görüşmemizde kendimden gayet emin söylemiştim ona ‘benim menajerim ol, patronum, arkadaşım, mentorum, birşeyim ol!’ Tanıştığımızda beni adım ve soyadımla kaydetmiş, beni araştırmış. Hakkımda hiçbir şey bulamamış ve ünlü olmaya çalışan, onun PR dehası yönüyle ilgili olduğumu sanmıştı. Gerçeği fark edince bana mesaj atti: Sevdim seni Sevincy.

Tüm sektörlerde kadınların işi zor. Yaratıcılık alanında daha zor. Kadın sanatçı sayısının erkeklere oranla çok daha az olmasının nedenlerini; arzulandığım, yok sayılan üretimlerim, bastırılmaya çalışılan bireysel varlığım ve bunun sınırlarının çiğnenmeye kalkışılmasından doğan ölçüsüz öfkemle birlikte çok iyi anladım. O da beni anlamıştı.

“Niçin kadınlar, erkeklerin cinsel arzularına karşı öfke de duysalar onlara çekici olmaya çalışırlar? Bunda politik bir strateji vardır. Kadınlar çekici olmaktan hoşlanır çünkü bu onlara iktidar hissi verir; ne kadar çekicilerse erkekler üzerinde o kadar güçlü olur. Ve kim güçlü olmak istemez ki? Tüm hayatları boyunca insanlar güç için mücadele ediyor.

Niçin parayı arzuluyorsun? O güç verir. Niçin ülkenin başbakanı yahut cumhurbaşkanı olmak istiyorsun? O güç verir. Niçin saygınlık, prestij istiyorsun? O güç verir. Niçin biraz aziz olmak istiyorsun? O güç verir. İnsanlar farklı şekillerde güç arayışı içindedir. Kadınlara başka bir güçlü olma kaynağı bırakmadın, sadece tek bir çıkış var: Bedenleri. Bu nedenle onlar sürekli olarak daha çok ve daha çok çekici olmakla ilgileniyorlar.

Bunu hiç gözlemledin mi? Modern kadın çok da fazla çekici olmakla ilgilenmez. Niçin? Çünkü o diğer türden güç politikalarına girmektedir. Onun pek de çekici görünmek için endişelenmeye ihtiyacı yok.

Erkek hiçbir zaman çekici olmayı fazla umursamamıştır. Niçin? Bu tamamen kadına bırakılmıştır. Kadın için bu birazcık güç elde etmek için yegane kaynaktı. Ve erkekler için o kadar çok başka kaynak vardı ki çekici görünmek biraz kadınsı, dişil gelmiştir. Bu kadınlara göre bir şeydir. Bir annenin oğlunu akıllandırabilmesi için yirmi beş yıl çabaladığı ama bir kadının gelip birkaç dakika içerisinde onu bir aptala çevirdiği söylenir. Bu yüzden anneler asla gelinlerini affetmezler. Asla!

Azizler yüzünden kadınlar kötülenmiştir; onlar kadınlardan korktular. Kadın bastırılmak zorundadır. Ve kadınlar bastırılmış olduğu için, hayattaki tüm rekabet etme kaynakları, hayata akışları ellerinden alınmıştır. O zaman tek bir şey kalır: Bedenleri.

Ve, ‘…fakat kadınlar niçin erkeklerin cinsel arzularına karşı öfke de duysalar onlara çekici olmaya çalışırlar? Aynı nedenden. Kadın sadece senin önündeki bir havuç gibi asılı durduğu sürece -asla kendini sunmadan ve her zaman kendini sunarak, çok yakın ve çok uzak olarak- güçlü kalır. Sadece o zaman güçlüdür. Şayet hemen dizlerine kapanırsan, o zaman güç kaybolur. Bir kez onu kullandığında, bir kez onu sömürdüğünde işi bitmiştir, artık senin üzerinde bir iktidarı yoktur. O yüzden o seni cezbeder ve senden uzakta durur. Seni cezbeder, seni kışkırtır, seni baştan çıkarır ve ona yaklaştığında basitçe hayır der! Şimdi bu basit bir mantık. Eğer evet derse onu bir mekanizmaya indirgersin; onu kullanırsın. Ve hiç kimse kullanılmak istemez.

Bu aynı güç oyununun diğer yüzüdür. Güç diğerini kullanabilme kapasitesi demektir ve birisi seni kullandığında senin gücün gitmiş demektir, sen güçsüzleştirilmişsindir. Bu yüzden hiç bir kadın kullanılmak istemez. Ve sen bunu asırlardır yapmaktasın. Aşk çirkin bir şey halini almıştır. O en yüksek onur olmalıdır ama değildir çünkü erkek kadını kullanmıştır ve kadın buna öfkelidir, buna direnir doğal olarak. O bir nesneye indirgenmek istemez. Bu yüzden onlar başka her şeyle ilgilidirler, sana son derece çekici olurlar ve sonra seni reddederler. Gücün tadı buradadır. Seni çeker -ve sen neredeyse iple çekiliyormuş gibi çekilirsin- ve sonra da sana hayır diyerek seni mutlak güçsüzlüğe düşürür. Ve sen ise bir köpek gibi kuyruğunu sallıyorsun; o zaman kadın keyif alır. Bu çirkin bir durumdur. Bu böyle olmamalıdır. Bu çirkin bir durumdur çünkü aşk bir güç oyununa indirgenmiştir. Bu değişmek zorundadır. Aşkın güçle hiç alakasının olmadığı yeni bir dünya yaratmak zorundayız. En azından aşkı güç politikalarının dışına çıkart; parayı, politikayı orda bırak: Her şeyi orada bırak ama aşkı oradan çıkar. Aşk muazzam değere sahip bir şey; onu pazar yerine ait bir şey yapma. Ancak bu olmuştur.”

Ego – Ganj OSHO

ahde vefa - mentor

Şener Beyle bunların analizini yapmaya gerek bile kalmıyordu, biz sadece gülüyorduk. Tek amacımız gülmekti. O da yıllarını moda çekimlerinde geçirmiş, hayatın nabzını tutan meslek olan reklamcılıkta bir duayendi. Çok çalışırdı, bu yüzden kalan vakti çok değerliydi ve bu zamanı öyle abuk subuk sohbetlere değil, gerçekten düşünce sınırlarını aşmak ve gülmek için kullanırdı. Kafasını tatile çıkarmanın risk değil, ihtiyaç olduğunu biliyordu. Bunun farkında olan insan zaten sanatı korur ve destekler. O buralarda pek bulunamayan cinstendi. Çok besleniyordum ondan. Amerika’da organ nakli ile ilgili bir maceramı fikirlerimle harmanlayıp bir yazı yazmıştım. Onu kurum bünyesinde yayınlamak istemişti, ne istediğimi sormuştu; ‘sağlık’ demiştim… ‘O zaten bizim işimiz, kendi işine maddi değer vermiyor musun, nedir bu yazının değeri? Bana emaille teklifini yolla.’ O email hiç hazırlanmadı, isteyemedim ondan bir şey. Birlikte yarattığımız şeyden mutlu oluyordum. Sentetik Kadınlar onun gözlerinden doğdu. ‘Ben hepinizden iyi görüyorum, HD görüyorum.’ diyerek beni tam merakımdan vurdu.

Acıbadem Grubunun başından beri kurumsal itibarıni yapılandıran Şener Bey, tıp dünyasının en yeni teknolojilerine hakimdi. Gözlerine uygulanan bir işlemle görme kalitesini yükseltmişti. Hiperaktif kişiliğinden kalbi normalden hızlı atıyordu ve telefonundan onu normale alabiliyordu. Güzellik sağlıklı olmakla başlar. İç organları farklı bedenlerde çıplak gözle görme imkanım olduğundan, güzelliğin temeli bence ilk bu. Sentetik Kadını önce içten düzeltecektik. ‘Biz sanatçının değerini sağlığında biliriz’ demişti, çok duygulanmıştım. ‘Sentetik Kadınlar’ temsili olarak benim de bedenim üzerinde çalışacak olmak çok heyecanlı bir serüven olacaktı.

Yapay insan, artık ‘robot’ yerine ‘sentetik insan’ olarak adlandırılıyor ve çağımızın en önemli gelişmelerinden. Bizler de robotlaşma yolundayız. Gelişmemiş ve gelişmiş ülkelerin insanlarını referans alırsak eğer, gelişmemiş toplumlarda insanların iç içe, gruplar halinde yaşamak, birbirleriyle etkileşimleri olaylar ve yine kendileri üzerine olup; gelişmiş ülke insanının bağımsız hatta duygusuzluğa varan özellikleri; akıllı cihazların her geçen gün hayatımıza daha fazla nüfuz etmesi ve yakın gelecekte avatarlarımızı yaratmak zorunda kalacağımız bir geçiş söz konusu. Sosyal medyada paylaşmak üzere, tüm insani kusurları yok eden -cilt lekeleri gibi- uygulamalar, tek tip güzelliğin hedeflendiği -çekik ve dövmeli kaşlar, pufidik dudaklar, inceltme- kusursuzlaşma çalışmaları zaten dijital ortamlarımızda bir yaptırımmış gibi kullanılmıyor mu?

Amerika’da insanların takdir ettiği kişi, mekan, nesne veya kültür paylaşma ihtiyacından doğan sosyal medya, kişilerin kendini ifade etme, teşhir etmesiyle pazarlama dünyasının en önemli medyumu oldu. Muazzam bir etkileşim mecrası olarak, kitlelere anında yayılan bilginin yanında toplumu ‘aynı’ laştırma yani popüler kültür güç kazandı. Popüler kültürün güç kazanmasıyla en güçlü markalar her saniye bir tehdit altında. Kriz yönetimi ve tam tersi olan fırsat avcılığı maddi dünyanın kırılma noktaları. Ve bu gelişim her saniye hız kazanmakta. ‘Sentetik Kadınlar’ vasıtasıyla güzellik kavramlarına getireceğimiz yorum geleceğe ait. Yeni tıp teknolojileriyle üretilecek video ve fotoğraflar, görülmemiş bir filtre ile, sanatın estetiğiyle üretilecek.

Bir hikaye çerçevesinde işlenecek bu sanat filmi, 2020 yılında Shanghai’da gerçekleştireceğim sergimin hazırlık ve sunum sürecini anlatacak. Bu yapıttaki bir diğer sanatsal ifade ise başta alıntı ile yer verdiğim görsellikle arzu objesi ve içerikle sevgi nesnesi olarak birbiriyle yarışan iki anlamsal boyuttur. Amacımız içeriğin görselliği yenmesi.

“Güzel olmak iyidir. Güzel gibi görünmek çirkindir. Çekici olmak iyidir fakat çekici olmayı becermek çirkindir. Bunu becermek fırsatçılıktır. Ve insanlar doğal olarak güzeldir. Hiçbir makyaja gerek yoktur. Güzellik basitliktedir, masumiyettedir, doğal olmaktadır, kendiliğindenliktedir. Ve sen güzel olduğunda bu güzelliği güç politikası olarak kullanmazsın. Bu ona küfretmektir, bu kutsal bir şeye saygısızlık etmektir. Güzellik Tanrı’nın bir armağanıdır. Paylaş ama onu hiçbir şekilde hükmetmek ve başkalarına sahip olmak için kullanma. Ve senin aşkın bir ibadet haline gelecektir ve senin güzelliğin Tanrı’ya adanmış olacaktır.”

Ego – Ganj OSHO

ahde vefa - mentor

Ameliyat görüntülemeyi işlerini çok beğendiğim Tamer Yılmaz’a teklif etmiştim. ‘Kalbim kaldırmaz’ demişti… Yakın zamanda karşılaştık. Meğer Şener Bey çok eski arkadaşıymış… İkimizin projesi olduğunu paylaşınca dahil olmak istediğini söyledi, kalbi kaldıracaktı, hayattayız sonuçta…

Şener Beyin ofisi, İstanbul’da yaşadığım yere yakındı. Gecelere kadar çalıştığını biliyordum. Bir aydır görmemiştim, telefonda uzun uzun konuşuyorduk. Gidişinden bir hafta önce mesaj atmıştım ‘Hadi buluşalım!’ Projemiz için yol almıştım. Ondan habersiz estetik ameliyatlarına girdim, fotoğraflar videolar çektim.

Paylaşmak için sabırsızlanıyordum. İki saat sonra buluşmuştuk. ‘Mesaj atmasaydın gece yarısına kadar çalışacaktım’ demişti. Onun arkadaşlığında benim için çok değerli bir elmas vardı, sanatçılarda ya da akli seviyede yüksek bir uyumla görmenin mümkün olduğu bir elmas. Hayatına entegre edilebilecek müthiş bir psikolojik tedavi aynı zamanda. Freud’un serbest çağrışımını andırıyor: Zihnine ne gelirse paylaşabileceğin bir iletişim şekli. Asla yargılamayacak, kötü bir şey yapsan da ‘çoooook iyi yapmışsın’ diyerek gülecek Şener Bey gibi… Ben zaten kötü bir şey yaptığımın farkındayım, dürüstçe paylaşıyorum, o dalga geçerek içimdeki yarayı temizliyor, pozitif bir motivasyonla tekrar etme olasılığını azaltıyor veya yok ediyor. Aynısını ben de yaparım ancak yanlış anlaşılırım. İletişimde insanın en doğal halinin açığa çıkmasına müsaade etmek gibi. Toplumun koyduğu normlardan dolayı zihnine gömdüğün, orda büyüdükçe hasta eden düşüncenin çıkışına müsaade edecek bir anlayış seviyesi. Koşulsuz anlayış, işte insanın en güzeli… Organik yaşamın tadı, gerçek sevgi… Çok az var etti kendisini bu güzel insan hayatımda.

O aksam o kadar keyif almistik ki ayrılırken sımsıkı sarıldık, sanki biliyorduk veda sarılmasiydi o. Ödev de vermişti bana: ‘Sevincy, senin cihazın Da Vinci! Git Maslak Acıbadem’e o robotu gör, internetten araştır her şeyini öğren.’ Gittim oraya cumartesi, tam onun gidiş gününde… Oradayken aramak istedim aslında, bir an zahmet verebileceğimi düşündüm vazgeçtim. Keşke arasaydım. Bir sonraki gün öğrendim, kalp krizine yenik düşmüştü arkadaşım.

ahde vefa - mentor

Bu küçük taş ondan bana kalan hediye… Adı Mentor.

Kategoriler
Adventures Collaborations

Kürator Damat

Bu kez buradan çok eğlenceli bir serüven paylaşacağım. Konumuz düğün. Tatlı arkadaşım Mehmet Şükun’un düğünü. Mehmet zaten ilkleri yapmaya kararlıymış, denenmemişi yapmanın vizyonu var onda. Türkiye’nin en güzel otellerinden Maxx Royal, ilk kez Mehmet ve Dila’nın düğününe ev sahipliği yaptı.

Bu düğün elimin değdiği ikinci düğün oldu. İlki Azerbaycan’da Fairmont Hotel’de olan kardeşimin düğünüydü. Azerice düğün ‘toy’ demek. Bir ‘shot gun’ toy olduğundan çok kısa zamanim vardi. Mevcut işlerimden tatlı ve çiçeklileri kullandım.

Duvarlara çiçekli rölyeflerim ve üç boyutlu tatlı tablolarım asıldı.

kurator damat

Salonu ‘cupcake’ heykellerimle donattık. Yemek masalarina ise misafirler icin hediye mini kek heykelciklerim yerleştirilmişti.

kurator damat
kurator damat
kurator damat

Düğün pastası da konsepte uygun ‘cupcake’ heykelleri gibiydi. Kremasını İstanbul’da Nişantaşı’nın klasik pastanesi Polen’e yaptırdım. Turuncu rengini bal kabağından üretitim, tadı da yanında ‘bonbon’ oldu… Balkabak ve çikolata çok yakıştırdığım bir ikili. Öyle karar verilmiş, üzerine düşünülmüş bir uyum değil bu… Tam bu yazıyı derlerken farkettiğim bir uyum. Sevdiğim şeylerle hayatın akışına kapılmakla elde ettiğim harmoniyi paylaşıyorum burada.

kurator damat
kurator damat

Soyadımızı temsil eden ‘Yıldız Cupcake’ keklerin arasında yerini aldı. İmitasyon düğün pastalarının küçük bir kısmı gerçektir ya, bizde tam tersi olmuş tesadüfen 🙂

kurator damat

Damat kardeş İngiliz misafirine ‘Dream Love’ı anlatırken…

Gelelim İstanbula… Maslak’da stüdyoma yürürken ofisi yakında olan Mehmet ile karşılaştım. ‘Dilayla evleniyoruz düğüne bir şeyler yapalım!’

Kısa bir zaman içinde stüdyomda buluştuk. Mehmet önce rahatsız olduğu klasiklerden bahsetti:

M: Bütün düğünlerde olur ya dans pistine gelin damadın baş harfleri yazılır. Nolur ona bir şey düşün Sevincy…

S: Hmm

‘Dance Floor’ adı üstünde ne güzel bir platform sanat yapmak için! Yaşamın muhteşem hediyesi sevdiklerinle dans etmek…. Dünyanın her bir yanında müziğin en güncel halini sevdiklerinle tükettiğin anlar paha biçilemez. Ben çok aldım bu hediyeyi, umarım hayat aynı cömertlikle devam eder bunu bana vermeye.

Maxx Royal’deki eğlencemizin büyük bir parçası kalıcı olmalıydı ve karar verildi: Dans pisti resim olacaktı…

maxx royal

Dev resim için boyalar hazırlaniken Dila ve Memo son provalarini yaptılar. Benim penceremden bakıldığında boyayacağım yüzeye ayak izlerini bırakıyorlardı 🙂

Sevincy sanat çalışması

Sonrasında bu resim farklı ebatlarda parçalara ayrılıp yeni hallere bürüneceğininden her parçayı farklı kılacak bir soyutlama yaptım.

Sevincy sanat çalışması

Ve DANCE FLOOR hazır.

maxx royal

Projeksiyonda göstermek için VR stüdyomdan kromozom çizimlerimden oluşabilecek bir video önerdim. Yaklaşık 50 kromozom çizimimin video ve fotoğraflarından iki buçuk saatlik bir video hazırladım.

dugun

Dila ve Memo Michael Jackson – The Way You Make Me Feel ile piste çıktılar.

kurator damat dugun

Masamız da çok eğlenceliydi. Damat her masaya bir ‘quote’ yazmış. Bizimki “The way to get started is to quit taking and begin doing.” Bir yıl sonra bunu kullanacaktım, iki harfi atıp 🙂

kurator damat dugun

Düğün süresince dans pisti resmi, asla tekrarı olmayacak milyon şekle girdi.

kurator damat dugun

Bir ara resme temas etmek istedim… Banu’ya bakıp:

S: Ne güzel yapmışım ya, yatalım mı üstüne?

B: Yatalım mı?

S: Yatalım mı?

B: Hadi!

kurator damat dugun

Ve yattık 🙂

kurator damat dugun

Bir sonraki akşam kumsalda yapılacak party için bir emojimi ‘Center Piece’ yapalım dedik.

center piece heykeli

İki yüzlü emojimin bir yüzü sahneyi diğeri denizi izledi. Küratör Damat, eserimin hakkını hem romantik hem çağdaş hem de fütüristik bir ışıklandırmayla verdi. Bayıldım!

kurator damat dugun

Damat Küratörümle verdiğimiz bir diğer sürpriz de kalıcı olacaktı. Seçkideki diğer işlerim gibi bunlar da ‘recycled art’ serilerimle paralel fonksiyonel parçalar olarak 40 şanslı kişiye gidecekti. Davetli sayısına göre rakamın bu şekilde minimal olması onları değerli yaptı. Bu parçalar “Bonbon” koleksiyonumdan sapkalar. Kısaca çıkış noktasını belirtmek isterim:

Stüdyoda önlük, tulum veya paçavra yerine iyi hissetmeme yardımcı olacak sevdiğim kıyafetlerimi giyerim ve neredeyse hepsi boyanır. Böylece tüketilip atılacak bir şey yerine, biraz renklenmiş ve anlam kazanmış olarak var olmaya devam ederler. Bu akışımın parçası olan giyilebilir şeyler ben ve çevremin ilgisini çekince onları fotoğraflamaya başladım. Amerika’ya taşındığımda VR’ım yoktu, Canon 6D sınırları içinde üretiyordum ve bir fotoğraf kitabı üretmeyi amaçladım.

Los Angeles’da bir çok parçayı ‘homeless’ lara verdim poz karşılığında. Hem onlara çok yakıştı hem de parlak renklerle karanlık görüntülerine kontrast oldu. Ancak pahalı gözlükler karşılığında bile poz cimriliğiyle karşılaştım. Amaç ne olursa olsun ‘Homeless Hunt’ zor bir mücadele. Asıl düşündürmek istediğim şey, momentumu yaratan dualitenin bu bölgeye has boyutuydu. Dünyanın en güzel evlerinin olduğu yer aynı zamanda dünyanın en çok evsizin olduğu yer California… Şu anda kitabım için yaklaşık 250 fotoğrafım var, bir o kadar daha üretmeyi amaçlıyorum.

bonbon sapka koleksiyon
bonbon sapka koleksiyon

Ancak düğün sürprizi olarak bu şapkaları hazırlamaya pek vaktim de yoktu. Akışa bıraktım, yani son güne… Aslında, aynı güne:)

Düğün sonrası ‘hangover’ iken ancak doğanın içinde bir jaquzzi’de, masajların en güzeli ‘hydro-massage’ ile, renkleri terapi olarak gören sevgi dolu bir arkadaş da varsa eğer, 40 şapkaya seve seve resim yaparım 🙂

sevincy

Merve ile şapkaları köpükler içinde boyadık. Onun boyamasını izleyip müdahale ediyordum ister istemez… “Akıştayım karışma” diye yanıtlıyordu. Bu cevap bu ana kadar bir çok kez geldi aklıma…

Party başladıktan sonra da ‘DJ booth’un önündeki halıyla kaplı masaya koyduk hepsini. Masamıza gelenler bir şapka seçti, hangimize ait olduğu seçimin sürprizi oldu. Ve biz de o anda Sevincy veya Merve Tüfekçi olarak eserlerimizi imzaladık.Çok da yakıştı arkadaslarımıza….

İki yıl evvel, BOY – BOY şapkalara Nutella görünümündeki boyamla BON BON yaptığım koleksiyonum en özel ikilisi Dila-Memo’ya hediyem oldu.

sevincy

Bu buket düğünlerde yakaladıklarımın üçüncüsü… Ama benim hakkım değil, çünkü o bir basket topu değil! Hemen önümdeki kızın kucağına düşer düşmez ben kaptım. Basketbol zamanımdan gelen bir refleks ile…:) Buketi kendi tasarladığım saksıya biraz ekleme yaparak gerçek sahibine yolladim, ama bir yıl sonra… 🙂

Aradan 11 ay geçti ve İstanbul’a gelen dans pistimizi Mehmet’in ofisine transfer ettik. Büyük parça ayırıp toplantı masası için yaptırdığımız bir platformun üstünü kapladık.

sevincy

Bu arada, en son düğünde ürettiğim şapkalardan sonra, tam bu aralar yeni bir koleksiyon daha hazırlamıştım. Yaklaşık bir yıl boyunca aklıma gelen formları yeni şapkalara döktüm. Yardıma gelen arkadaşlarım da modellik yaptı.

Meğer Küratör Damadımız harika bir fotoğrafçıymış… Bu da baş yapıtı:

kurator damat

Malüm sigara izmarit izleri, transfer sürecindeki kazalardan kaynaklı yaraları kapatmak için yeni dokunuşlar gerekti… Yüzeye “The way to get started is to quit takin and begin doin.” yazdım.Platformun duvarına da 4 metre uzunluğunda bir resim düşündük. Ve küratör noktayı koydu: FLOW

sevincy

Buradaki her detay mantığımız değil kalbimizle hayata geldi. Aynen bu resim (live photo’dan oluşturuldu) gibi provasız. Hiç düşünmeden, birbirimize güvenerek, açık ve şeffaf olarak. 

Hayatta sevgi sonsuz. Bol bol tatmak dileğiyle…

Kategoriler
Collaborations Public Art Recycled Art

Yılan

Kitlesel farkındalığı ve değişimi hızlandırmak hedefiyle, güncel sanat aksiyonumu paylaşacağım bu yazım ‘Damlaya damlaya göl olur’ deyiminin umut dolu bir açılımıdır. 2018’in sonlarına doğru Akmerkez’deki tüm yaşlara hitap eden bir oyuncağın bulunduğu mağazanın kapanacağını duydum. 25 metrelik çelik bir kaydırak olan dev oyuncağın akıbeti gündemimin tam merkezine geçti.

kamu sanati

“Ne yapacaksın onunla?” sorusuna yanıtım ‘Onu bir zaman makinasına çevireğim’di. Yani sadece bu cümleye sığan bir anlamdı, fazlası değildi, o kadarcıktı balon, sihirli bir perspektifi olan ‘hayal’ resminde, durduğum merkeze uzak olduğundan…

2018, WWF için plastik yılıydı ve Türkiye temsilciliğinden 23 Nisan’da çocukların da dahil olabileceği bir eser talebi aldım. Hayatın vücut bulmuş hali doğaya olan hassasiyetime dokunan bu talebin sonucu her zamanki gibi, hayalimin ötesinde güzellikte doğarak bana çok güzel mutlulukları yaşattı. Bu eser beni ve çevremi değiştirerek sanat üretimimde yeni bir dönem açtı.

kamu sanati

“Plastic Marine Turtle: Her yıl dünya suyuna atılan 8 milyon ton plastik ile nesilleri tehdit altında olan canlılardan bir tanesi Deniz Kaplumbağası… Dalgaların Asya’nın en batı noktası Babakale’ye getirdiği plastikleri yiyerek hayata gelen bu heykelin dış kabuğu, feribotlarda tüketilen plastik su şişeleriyle örüldü. Çocuklar üretim seanslarımda bulundu. Onlara emanet edeceğimiz doğa harikalarını eski nesillerden daha iyi koruyacaklarına inanıyorum.” şeklinde ifadem ile eserimin ön gösterimi ve sergisi Akmerkez’de yapıldı.

Üretim sürecinde İstanbul Deniz Otobüslerinde temizlikten sorumlu bir kadının biriktirdiği plastik şişeler gün aşırı stüdyoma yollandı. Bu torbalar arasında şişeler dışında yabancı madde olarak sadece 2 adet plastik yıldız, kaplumbağamın gözleri oldu. O zamandan beri tükettiğim tüm plastik su şişesini çöpe atmak yerine stüdyomda sanat üretiminde kullandım.

Hem eserlerimin üretim aşamaları fiziksel güç gerektirdiğinden hem de sanatı hayatın tam içine pozisyonlamak gibi zor görevler edindiğim için kendimi performans sanatçısı gibi hissediyorum. ‘Public art’ projelerimde karşılaştığım mevcut düzenin yarattığı direnç; eseri oluşturmaktan daha zahmetli oldu hep. Çöpünü ayrıştırmak gibi günlük rutinden eylemler insanlara zahmet veriyor. Nedense bu zahmet eğer yaptığı şeye adanmış, niyeti anlamlı güzellik yaratmak olan, pozitif enerjiyle dolu bir kadına daha zahmetli. Çoğu zaman sadece farklılık tek başına yeterli olabilir sorun teşkil etmeye.

kamu sanati

Güzel rüyadan uyandırılır gibi ya da rüya görmenin yasaklanıyor olması gibi üretim sürecindeki hayal kırıklıkları… Bu limitli süreçte, özellikle hayallerini yapamayan kadınların eksiklik hissiyle engel olma, tembel yapılıların basit detaylara anlam yükleyerek yaptıkları zaman avcılığı veya sıkıcı rutinine gün doğmuş ve onu saçma aksiyonlarına karıştırma ihtiyacı duyanlar ve benzeri çok alışkın olduğum dirençlerden bahsediyorum. Bu durumda eserin en mükemmele ulaşabilmesi için hayaldeki incecik detayları fark etmek, anlamak, imgelemek ile meşgul olma gereksinimi içindeki sanatçı, ancak dayanıklılığı kadar eserinde kusursuzluğa ulaşabilir.

kamu sanati

Bu yazıyı tek kişi okuyacak olsa bile, ayrıntılara girip akla ‘kötüleme’ ile nüfuz etmek, negatifi ‘promote’ etmek yerine; belki de kaos dolu, karanlık ve dramatik anlarda parlaklığıyla dikkatimi alan yıldızı daha da çok parlatmak doğru hissettiriyor.

kamu sanati

13.271 adet küçük boy plastik su şişesini kapak ve etiketten arındırıp, yarısından keserek -içinde parlayan damlalarla birlikte- katlayıp yılan derisi pulu görünümü elde ettim. Bu pulların her biri göl olacak bir su damlasını temsil etti. Uzun bir yolculuğun tek adımla başlaması gibi.

kamu sanati

Geri dönüştürülmeyen plastikler doğaya damlayarak göller oluşturuyor, malesef bu hayal değil, büyük bir gerçek… Bakış açımıza göre değişken perspektifte aklımıza konumlanan, görme ve düşünme kalitemizle orantılı bir tehlike söz konusu.

Bu görünmez gerçekliği, hiç bir atomun aslında birbirine değmediği gibi, sanki su damlaları iç içe geçmeden, göl oluş anını yakalayıp, güzel şehrimize, tam da tüketimin merkezine, yani hayatımızın içine koydum. Suyun berraklığını temsilen parlak, umudu temsilen ışıklı yılanımın derisinin 11.327 pulu Damla Su’dan geldi. İnternetten bulduğum telefonla yetkililere ulaştım ve sadece telefon üzerinden iletişimimiz sürdü. Farklı departmanlardan görüştüğüm her bir temsilcinin projeme duyarlılığı, şehir içinde ve dışındaki merkezlerinde tüm çalışanlarının rutinlerinin dışına çıkıp verdikleri efor bu sürecin umut dolu yıldızı oldu bana.

kamu sanati

Hayatımızı kolaylaştırdığından plastik hayatın her alanında var. Geri dönüşüm ile değerlendirilmeyen plastik, atıklara karışarak doğanın içinde büyüyen yılanların zehrine dönüşecek ve hepimizin hayatına nüfuz edecek. Bu anıt, ürününü plastikle pazarlayan dev kurumlar başta olmak üzere, dikey yapılanmaların ‘plastiği geri dönüşümle değerlendirmek’ konusunda girişimleri için motivasyon olmasını umut ediyorum. Ekrandan ziyade gerçeğinin görülmesini arzu ettiğimden, burada yapım aşaması görsellerini paylaştım. Doğal ortamında olmadığı için biraz utanıyor, saklanmaya çalışıyor gibi vücut dili ancak saklanamayacak kadar büyük yılanım sizleri Akmerkez’de bekliyor olacak. 

Kategoriler
Collaborations

Balık Avcısı

Balık avcısı Mustafa Taviloğlu’nun “Rastgele” sergisinde 1000 e yakın balık yorumundan en etkilendiğim parçanın hikayesini dinledikten sonra, Mudo ile olan bağımı paylaşmak istedim. 2019’un en iyi mağazası ödülüne layık görülen yeni Maslak Mudo Concept, Türkiye’de mağazacılığın çıtasını çok yükseğe çıkardı. Görünenin arkasındaki yapıyı çok iyi bildiğimden, bu yeni oluşum tam da olması gerektiği gibi hayat bulmuş yeryüzünde.

maslak mudo concept

6.500 metrekarelik bu alana patron Mustafa Taviloğlu’nun girişiyle, gür sesi her yerden yankılanıyor. Dostlarına, çalışanlarına hitap etme şekline tebessüm etmemek imkansız. “Oooooooooooyyyyy bebeğiiiiim, güzeliiiiiim, hoşgeldin” şeklinde tatlı, sevgi dolu ve içten. Eğer denk gelecek kadar şanslıysanız, gözleyip Rastgele sergisine girişini yakalamanızı ve balıkların hikayesini ondan dinlemenizi öneririm. Bu hikayeleri birçok kez, farklı ziyaretçilerle keyifle dinledim, ancak daha önce hiç dikkatimi çekmeyen minicik bir heykelciğin hikayesinden çok etkilendim.

Sakallı bir Çinli adamın tuttuğu bir kürdan -oltayı temsilen- ipin ucuna bağlanmış bir balık. Mustafa Bey parmağıyla 10 cm’lik heykelciği işaret ederek “Bu çok güzel bir efsanenin sembolü” dedi. Çin’e ilk gidişinde almış bu heykelciği. Yerel objeler satan dükkanda aynı boyuttaki tüm kardeşleri birkaç dolar iken bu 20 dolarmış. Neden özellikle onun daha pahalı olduğunu sorunca, onun özel olduğunu söylemiş satıcı, dahasını anlatmamış, Mustafa Bey de sormamış, almış heykelciği koleksiyonuna katmış. Geçen ay Çinli bir ziyaretçi bu kadar eser arasından onu hemen fark etmiş, “nereden buldunuz bunu, çok değerlidir bu balıkçı” demiş.

Evvel zaman içinde, bir Çin kasabasında bir adam varmış. Her sabah güneşin doğuşundan batışına kadar aynı kayanın üstünde oltasını atarmış. Ancak hiç balık tutamazmış. Birçok kişiye ilham vermiş, hepsi akşam evine bir sürü balık götürürken bu adam yıllarca eve eli boş dönmüş. Kasabalılar artık merak etmeye başlamışlar “Bu adam ömrü boyunca olta tuttu neden balık tutamıyor?” Gitmişler yanına nedenini anlamaya… Oltasını çıkarmışlar sudan, misinanın ucunda ne kanca var ne de mama! Parmak kadar bir metal parçası bağlı misinanın ucuna, “Sen bunla nasıl balık yakalayacaksın, boşuna olta atıyormuşsun yıllardır” demelerine karşılık artık yaşlanmış olan amca “ben buna gelecek balığı bekliyorum” demiş. Hikaye tüm kasabaya, ardından hükümdara kadar ulaşmış. Bu oltaya gelen hükümdar “getirin o adamı saraya, her gün beni görecek” diye talimat vermesiyle balıkçı amca saraya yerleşmiş. Ömrünü oltasına adayan adam “benim de balığım buymuş” demiş.

rastgele sergisi

Bay Mudo, 2014 Contemporary İstanbul sanat fuarında makaron heykellerimden oluşan bir işimi koleksiyonuna katmıştı.

sevincy art

Sonrasında Mudo ile yapmak istediğim bir iş birliği sebebiyle kendisiyle tanıştım. “Eğer eserini almadan önce seni tanısaydım, hep iyi bir sanatçı olduğundan şüphe duyacaktım” dedi bana.

mustafa taviloglu

Balık tutkusunu öğrenince, “Shark” adlı eserimin onun himayesine girmesi gerektiğini hissettim ve kendisine hediye ettim. Rastgele sergisine girince hemen sağdaki duvarın tam ortasında sergilenmekte şu an.

Rastgele akvaryumunun en hoş yanı, dünyanın her yerinden sanatçının balıklarının bir arada olması. Diğer hoş yanı ise, Türkiye’nin önemli sanatçılarının balık temalı eserlerini barındırması ve bunların çoğunun ya ona özel üretilmiş olması ya da içtenlikle ona hediye edilmiş olması. Köpek balığım yeni koruyucularına kavuşunca, Mustafa Beyin eşi Luset Hanım, eserimin hatlarına uygun metal bir çerçeve yaptırmış. Çok beğenilen bu çerçeve ile eserim tamamlanmış oldu.

2016 yazında, Japonlara özgü altınla tamir sanatı “Kintsukuroi”yi andıran bir teknik geliştirdim. Mudo Outlet mağazasından deforme olmuş ürünler seçtim, bunlardan 5 tanesi 180 cm boyunda çatlakları olan porselen vazolardı. Bu çatlakları hedef alarak, imzam yerine geçen poliürethan zemin kaplama malzemesini uyguladım.

Vazoların her tarafında farklı abstrakt resimler oluşunca, hangi yönünün öne gelmesi konusunda kararsızlığa düştüm ve eserleri olabilecek en iyi şekilde sunabilecek fikri bulmuş oldum. Tiyatro sahnesi altyapıları yapan insanları bulup vazoları kendi ekseninde döndürecek kaideler yaptırdım. Geri dönüşüm temalı “Sauce” adını verdiğim sergimi Sunset Restaurant’da gerçekleştirdik.

sevincy mudo concept

Vazolar İstanbul Boğazı arka fonunda, yeşillikler içinde kendi eksenlerinde yavaşça dönerek sergilendi. Yine mağazadan seçtiğim üç farklı boy yuvarlak masa üzerinde Jüpiter, Neptün ve Mars gezegenlerini yorumladım, üzerlerinde yemek yiyelim diye.

maslak mudo concept

Bu yıl ocak ayında gerçekleştirdiğim Neverland adlı sergimde de Mudo ile aynı geri dönüşümlü işbirliğini tekrar ettik.

sevincy cherry crab

En güncel aksiyonumuz ise Petra Roasting Company ve Mudo Concept’in ortak kararıyla konumlandırdığımız “Sweetzerland” adlı enstelasyonum.

sevincy sweetzerland

Bu görseller Mustafa Taviloğlu’nun, sanatsal üretimimde ve sunumlarımda ne kadar etkin ve tamamlayıcı bir rol oynadığını açıkça gösteriyor. O bana tanıştığımız andan beri her konuda konuşabildiğim, danışabildiğim gerçek bir arkadaş oldu, sadece bana değil bir çok Türk sanatçısına babalık yaptı. Tuzla’daki merkez deposunda bir çok eser müze kalitesinde sergileniyor. Öyle gelişigüzel biriktirilen parçalar değil bunlar, her biri ayrı ayrı anlam yüklü ve bütün olarak da bir tarza sahip. Hem Tuzla, hem de genel merkez binasındaki görsel kalitenin, bu yapılanma içinde hizmet veren tüm insanların benliğine nüfuz etmiş olduğunu anlamak hiç de zor değil.

Sanatçısını gururla yanında taşıyan, varlıklarından keyif alan, yaratım sürecine asla müdahale etmeden saygıyla izleyen, sanata aşk ile bağlı olan değerli arkadaşım Mudo ile ilk projemizi İstanbul’daki darbe girişiminden bir ay sonra gerçekleştirmiştik. Sonrasında da ülkede herkesin ekonomik endişesi sürerken, işbirliğimiz devam etti. İfade etmek istediğim şey, yaygın olarak sanat eserlerinin dekoratif obje ve lüks olarak görüldüğü ortamda, karamsar düşüncelerin hakim olduğu süreçlerde birlikte aldığımız aksiyonlarla, bir çok kişiye umut ve motivasyon vermiş olmamız bu birlikteliğin en değerli tarafını oluşturuyor…